4 MART 1971 ODTÜ VE BEN

2016-03-20 09:34:00

4 MART 1971  ODTÜ VE BEN

Akşama doğru otobüsle ODTÜ kapısına geldiğimizde, o günün şartlarında kapıda kontrol görevi yapan jandarmaların farklı bir uygulaması ile karşılaştık. Otobüs durduruldu, jandarmalar içeriye girip ellerindeki projektörle içeriyi tarayıp bir şeyler aradı. Farklı bir durum vardı gibi.

Yurtların önünde otobüsten inince etrafa bakındım bir anormallik var mı diye. Farklı bir şey görmeyince 302 numaralı odama çıktım (Deniz Gezmiş'in kullandığı 202 numaralı odanın üstü).

Oda arkadaşlarım hazırlanmış dışarıya çıkıyorlardı. "Bu saatte nereye gidiyorsunuz? Hem de bensiz" dedim. "Amerikalı askerler kaçırılmış, bu gece yurtlara baskın yapılabilir, şehirde kalacağız" dediler. "Yahu oturun oturduğunuz yerde, Amerikalılar kaçırılmışsa ODTÜ yurtlarına mı getirilir?" diyip arkadaşlarımı odaya döndürdüm.

Sabah saatleri, gün ağarırken "Geliyorlar, geliyorlar" diye bağrışmalar duyunca yataklarımızdan fırladık. Eskişehir yoluna dizili bir sürü askeri araçları gördük.

Odaya bir grup girdi. "Arkadaşlar bu oda stratejiktir. Kesinlikle terk edilmeyecek, pencereleri battaniye ile kapatın, savunma için bahçeden taş toplayın" dediler.

Merdivenler giriş çıkış olmasın diye sandalyeler doldurularak kapatıldı.

2000 veya daha fazla asker yurtların etrafını çepeçevre kuşattı. Ara sıra yurtlardan çıkan bazı kişiler operasyonu yürütenlerle görüşmeler yapıyordu.

Bir süre sonra yurtların çatısından tabanca sesleri duyulmaya başladı. Ardından askerlerin atışları başladı. Bir tabure bulup odanın orta yerinde oturdum.

Sac bir çatının altında dolu yağıyormuş gibi ses çıkıyor, makineli tüfeğin sesinin ardından merminin yurt duvarına çarpma sesi duyuluyordu.

Daha sonra atış sesleri durdu. Koridorlarda ve diğer odalarda dolaşmaya başladık. Karşı odanın penceresindeki battaniye makineli tüfek mermileriyle delik deşik olmuş, duvarlar da benzer durumda...

Kantindeki bisküvitler bizlere dağıtıldı. Askerler oldukları yerlerde oturtulmuştu. Bir ara bazı sesler duyup koridora çıktım. Bir arkadaş "Pencereden birisi ateş etti bir askeri vurdu, ateş edeni tanıyorum, diğer yurtlarda da yaralananlar varmış" dedi.

Tıraş olup düzgün bir kıyafet giyindim. Öğleden sonra askerler yeniden mevzi aldı. Bir nevresim alıp banyoya serip oturdum. Başka bir arkadaş gelip yanıma oturdu. Atışlar yeniden başladı.

Ölmek önemli değil, ömür buraya kadarmış, ama Türk askerinin mermisiyle ölmek ne kötü bir kadermiş diye düşünüyordum.

On dakika falan  süren atışlar durdu. Ön tarafa bakan bir pencere açıktı. Ne olduğunu anlamak için sürünerek pencereye yaklaştım. Megafondan bir ses duyuldu " On dakıkaya kadar yurtlar boşaltılmazsa havan topu kullanılacaktır". 

Ayağa kalkıp koridora çıktım. Yüzler bembeyaz herkes koridora çıkmış. Merdivenlere yöneldim. Üst kattan battaniye ile bir yaralıyı indiriyorlardı. Merdivenlerdeki sandalyeler çıkartıldı.

Yaralı çıkartıldıktan sonra biz de peşinden çıkıp spor sahasına geçtik. Alt katların pencerelerinden ve kapılardan çıkanlar spor sahasına gelmeye başladı. Ara sıra bayılanlar oluyordu.

Spor sahasının çıkışından, spor salonunun kapısına kadar, bir polis bir asker olmak üzere iki sıra halinde bir koridor oluşturuldu. Polis otobüsleri de getirilmişti. Kapıda kontrol yapılarak, düzgün kıyafetliler spor salonuna, şüpheli görülenler polis otoüslerine sevk edildi.

Ben spor salonuna yönlendirildim. Bir polis "Gelin, gelin. Ne ananızı s.....ceğim" diyordu.

Sanırım spor salonunda 1500 kişi falan vardı. Büyük bir top bulunup hep birlikte basket oynamaya başlandı.

Akşam üzeri bir pencereden kumanya verildi. Pencerenin önü çok kalabalık olduğundan kumanya almaya gitmedim. Alabilen bir arkadaş biraz ekmek zeytin verdi.

Gece nispeten temiz bir yerdeki zeytin çekirdeklerini elimle süpürüp orada uyudum.

Ertesi sabah saat 10 gibi bir pencereden bizleri grup grup çıkarmaya başladılar. Savcılar ifade alıyordu. Ana adı, baba adı, doğum tarihi, doğum yeri. Trabzon diyince "Sen Karadenizlisin, silahları sen mi temin ediyordun" dedi. İçimden "eyvah" dedim. "Anlat bakalım" dedi. "Akşam otobüsle yurda geldim, arkadaşlar Amerikalılar kaçırılmış dedi......". Hikaye anlatma, olayları kimler çıkarıyordu, onu anlat" dedi. "Olayları çıkaranları herkes biliyor, zaten ODTÜ'de bir çok sivil polis var. İsimlerini bilmiyorum, görsem tanırım" dedim. "Çık" dedi, yandakı anfiye geçtim.

İkindiden sonra, otobüsler dışarıda, binip burayı terk edin haberi geldi. Kapıya yöneldim. Birisi arkamda "Aman gitmeyin, şehirde bir grup toplanmış gelenleri linç edecek" diye konuşuyordu. Aldırmayıp otobüse bindim.

Sanırım Tandoğan meydanında otobüsten inip, doğruca otogara gittim.....

15 Haziran 2019

SAĞCIMISIN SOLCU MU?

         Akşam bir televizyon kanalında tartışma konusu olan sağ ve sol kavramlarını bizler 1970’li yıllarda çok tartıştık. Bir sonuca bağlayamayınca da ülkeyi sonunda iç savaş şartlarına getirdik ve Kenan EVREN’e teslim ettik.

         Evet, bu konu çetrefillidir ve kesin bir sonuca bağlanamaz. Çünkü ekonomik, sosyolojik ve psikolojik bilimlerin her birisi bakımından sağ ve sol tanımları farklıdır. Dolayısıyla, psiko-sosyo-economicus olan insanların bazı görüşleri sağ tanımına, bazıları ise sol tanımına uyduğundan bir insanı sadece sağcı veya solcu diye tanımlamak mümkün değildir.

         Bilindiği üzere, yirminci yüzyılda: ekonomide Marx, psikolojide Freud ve sosyolojide Durkheim önemli isimlerdi ve onların görüşleri yirminci yüzyıl insanlarının politik görüşlerini önemli ölçüde etkilemiştir. İlginç olanı: bu üç önemli bilim adamı da Yahudi asıllıdır.

         Diğer ilginç gelen bir husus, televizyon programındaki tartışmacıların çoğu, bu konuyu yetmişli yıllarda zaten tartışıp sonuçlandıramayanlardan seçilmişti ve yine anlaşma sağlayamadan gergin bir vaziyette bitirdiler. Bilmiyorum birkaç genç katılımcı daha olsaydı yararı olur muydu?

         Kişinin kendisinin sağcı mı solcu mu, ilerici mi gerici mi, Alevi mi Sünni mi, sarışın mı esmer mi olduğunu bilmesi, bunun için araştırma yapması ve istediği şekilde kendisini tanımlaması şüphesiz önemlidir. Ancak, bu kavramların Türkiye Cumhuriyetini zayıf düşürmek için eskiden beri olduğu gibi günümüzde de kullanılan ve kullanılacak olan enstrümanlar olduğunun bilincinde olmak daha da önemlidir. 16 Mart 2009

 

       

0
0
0
Yorum Yaz