HADİSLERİ HADİSE YAPMAYALIM

2017-11-13 09:18:00

HADİSLERİ HADİSE YAPMAYALIM 23 Sene  Kuranı anlatan Hazreti Peygamber, Kuran ile karışmaması için kendi sözlerinin yazılmasını istememiştir. Zamanla insanlar Hazreti peygamberin Kuranı nasıl anladığını ve anlattığını öğrenme ihtiyacı duymuşlar, sağlam kaynaklardan yararlanarak Hz. Peygamberin sözlerini toplayıp kitaplaştırmaya başlamışlar. Bir süre sonra, günümüzdeki gibi 'bazı' din alimleri türemeye ve kafalarına uygun hadisler üretip kitaplar yazmaya başlamış. Bu gidişatı zararlı gören daha sonraki gerçek din alimleri, sayıları bir hayli artmış olan hadis kitaplarının altısını güvenilir olarak kabul etmişlerdir. Altı kitap haricindeki kitaplarda gerçek hadis, altı kitapta da uydurma hadis olmayabileceği anlamına gelmez.  Akıl denen bir ölçü  var, yeter ki doğru çalışsın. İsteyen deve sütü içsin isteyen eşek sütü. Devamı

MÜTERCİM

2017-07-23 12:19:00

MÜTERCİM   Komutan çağırdı. -Amerikan Hava Kuvvetleri dergisinde hava savaşları doktrini hakkında güzel bir makale var. Senin fazla işin yok. Onu tercüme et de bizim Hava Kuvvetleri Dergisinde yayınlatalım. -"Olur komutanım" dedim. (Kara Kuvvetlerinde olsa "emret komutanım" demem gerekirdi. Dört sayfalık bir makaleydi. Bir hafta çalışarak tercümeyi yaptım. (yazılı metinden  tercüme edene "mütercim, konuşma tercüme edene "tercüman" denir. Çalışmamı kontrol etmesi için komutana gösterdim. -Olmuş gönder yayınlansın dedi. Bir süre sonra komutan başka bir makale getirdi. -Bu makale öncekinin devamı ve tamamlayıcısı. Bunu da tercüme et dedi. Uzun cümlelerden kurulu sanırım on sayfaya yakın bir makaleydi. Bir aylık çalışma sonunda kontrol etmesi için komutana verdim. Ertesi gün. -Bu olmamış. Bir şey anlaşılmıyor dedi. Ne olacak şimdi?. Bir aylık çalışma boşa mı gidecekti. Halbuki tercüme yaparken herhangi bir yanlışlık yapmamak için epeyce gayret sarf etmiştim. Yaptığım tercümeyi yeniden okudum. Anlaşılmayacak bir şey yoktu bana göre. Cümle cümle yeniden okudum. Her cümledeki fikri ben kendim nasıl anlatırdım yöntemiyle yeniden yazdım(müellifin kendini ifade etmek için kullandığı fazladan kelimeleri atarak, bazen çok uzun cümleleri ikiye bölerek. Tekrar komutana kontrol ettirdim. -Bu sefer olmuş dedi. Ve ikinci makale de yayınlandı.      ... Devamı

? ŞART MIDIR EĞİTİM

2017-06-17 09:56:00

? ŞART MIDIR EĞİTİM Karada yumurtadan çıkan su kaplumbağası 150 senelik ömründe kendisi için lüzumlu olan bilgilerin yarısından fazlasını yarım saat içerisinde öğrenirken, günümüzde bir insan için gerekli zaman en az otuz yıl olabilmektedir. Canlılarda genellikle öğrenme yöntemi deneme yanılma olup, şuurlu varlıklarda ise ek olarak başkalarının deneyimlerinden yararlanma önemli bir eğitim yöntemidir. İnsanların hayatlarını daha mutlu ve verimli sürdürebilmeleri için "eğitim şart" ifadesi çokça kullanılır ve ben dahi çok kullanmışımdır. Ancak, yetmiş yaşımda yaptığım gözlemler doğrultusunda "eğitim şart" teriminin çok da sağlıklı bir önerme olduğu konusunda tereddütlerim oluşmuştur. Çünkü,  toplum halinde yaşamak zorunda olan insanların bir kısmının doğru diye yaptığı eylemler diğer bir kısmı tarafından yanlış olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak, toplumların mutlu ve verimli bir hayat sürdürebilmeleri ancak asgari müştereklerde birleşmeleri halinde mümkün olabilir. Buradan eğitim sürecinin bu birlikteliği sağlayamadığı sonucunu çıkarıyorum artık. Toplumlar ancak adam gibi adamlar sayesinde ayakta kalabilir gerçeği göz önüne alındığında, eğitimin istenilen sonuca ulaşmada yeterli ve şart olduğu konusundaki görüşlerim değişti. Fertlerin yaşaması ve yaşatabilmesi için dünyayı öğrenmeleri gerek tabi ki. Ancak, önemli olan doğru bilgiyi bulabilmek. Bu da kişilerin kabiliyetlerine bağlı bir şey sanıyorum.  Atalarımız boşuna dememiş "adam olacak çocuk ........bellidir".... Devamı

$ MI DOLMAZ MI?

2016-11-24 10:55:00

$ MI DOLMAZ MI?   Önceleri çekirdek ve parlak taşları para olarak kullandık, aldatıldık. Sonra kıymetli madenleri kullanalım dedik, çalındı kayboldu. Daha sonra paralarımızı bankerlere emanete bırakıp yerine kâğıt para aldık, yine kazıklanan biz olduk. ABD 1944 de param sağlam olsun dedi, 1 doları 0,88867 gram altına eşitledi. Diğer devletler de bu sisteme bağlandı. Ancak, zamanla altın stoklarının bu sistemle eridiğini gören ABD, 1971 yılında itibari para değeri sistemine geçilmesi hususunda diğer ülkeleri ikna etti. 1944 ü temel alırsak bu gün 1 doların değeri 115 bin TL. olması gerekirken 3.40 TL. dir. Yani bankerlere emanet edilen altın para gibi kâğıda dönüşmüştür. Kafasına göre karşılıksız dolar basıp diğer ülkelerin ürünlerini sömüren ABD’nin dolar stokları diğer ülkelerde (özellikle Çin’de) birikmiştir. ABD’nin bu durumdan kurtulmak için yeni bir para çıkararak dolar borçlarından kurtulmayı planladığı dillendirilmektedir. Böyle bir durumda daha güvenilir bir para temeli arayışı meşru bir istek olmakla birlikte, bunu dillendirmek cesaret isteyen bir davranıştır. Olur mu? Dolar mı? Zaman her şeyi çözer.    Devamı

DARBE GİRİŞİMİ VE ALGI YANSIMASI

2016-07-28 17:53:00

DARBE GİRİŞİMİ VE ALGI YANSIMASI   Bilinçaltı bir savaş yöntemi olarak kullanılan algı yönetimi günümüze kadar tüm savaşlarda kullanılagelmiştir. Günümüzde ise bu yöntemin en yaygın olarak kullanıldığı alan sosyal medya denilen savaş alanıdır. Türkiye üzerinde emelleri olan emperyalistler, haçlı ittifakı ve yerli işbirlikçilerinin işgal planlarını gerçekleştirebilmek için yıllardan beri algı yönetim savaşını sosyal medya üzerinden etkin bir şekilde kullanmakta olduğunu biliyoruz. Belirli merkezlerden yönetilen bu algı operasyonunun yaygın olarak kullanılmış olan bir parçası da Türkiye’de emelleri için en önemli engeli teşkil eden Tayyip Erdoğandır. Erdoğanofobi diye isimlendirebileceğimiz bu amaca ulaşabilmek için sosyal medyaya sürekli malzeme pompalanmış ve bu malzemeler muhalifler tarafından sürekli olarak kullanılmıştır. Türkiye toplumunda yeterince Erdoğanofobi oluşturduklarını düşünen emperyalistler, diğer planlarıyla birlikte bir darbe teşebbüsünde bulunulduğu takdirde, ülke genelinde Erdoğan muhaliflerinin darbe teşebbüsünü destekleyeceği ve darbenin başarılı olacağını zannetmişlerdir. Aslında ise tam tersi olmuş, büyük çoğunluk darbe teşebbüsüne karşı tavır almış ve teşebbüs akim kalmıştır. Bana göre bunun sebebi, emperyalistlerin sosyal medya piyasasına pompaladıkları malzemelerin etkilerini yanlış değerlendirmeleri ve kendilerinin bu malzemelerin etkisine kapılmalarıdır. Yani sabah bir yalan uydur, akşama kendin de inan hesabı. Ben bu duruma algı yansıması ismini veriyorum. Son söz: sen zanneder misin ki senin zannettiklerini başkaları zannetmez.    ... Devamı

BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞE BULAŞTIM

2016-06-09 08:49:00

BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞE BULAŞTIM Yıl 1987 ofisimde çalışırken Personel Dairesi Başkanlığından aradılar. “İspanya’nın Zaragoza kentinde (Seracılık ve Kurak Bölge Bitkileri) konulu bir toplantı var, makamca senin katılman uygun görüldü, hazırlıklarını yap katıl” dediler. Kısa bir süre var, toplantıya boş gitmek yakışmaz, bir tebliğ hazırlayayım diyip kütüphaneye geçtim. Hiç bilgim olmayan Türkiye seracılığının durumu hakkında birkaç sayfa yazdım, sonunu da bir şekilde Türkiye’nin kurak bölgeleri hakkında biraz bilgi vererek bağlarım diye düşünürken yeniden aradılar Başkanlıktan. Yanlış anlama varmış, farklı bir konu olan seracılık toplantısına bir ziraat mühendisi görevlendirilmiş, benim katılacağım toplantının konusu ise sadece kurak bölge bitkileriymiş. Yeterli zaman kalmadığı için artık yeni bir tebliğ hazırlamaktan vazgeçtim. Toplantıya katıldım. Gelen diğer ülke temsilcileri tebliğlerini sunuyordu. Örneğin; falan bitkinin hayvan beslemede besin değerleri ile ilgili çalışma, falanca bitkinin erozyon önleme etkileri, feşmekan bitkinin tıbbi ve aromatik özellikleri gibi. Tüm tebliğleri dinledim, tebliğlerin birer örneğini topladım, dönüşte değerlendirmek üzere çok büyük olmayan seyahat çantama doldurdum. Kapanışta katılımcı ülke temsilcilerine konuşma yapmak üzere sırayla söz verildi. Bana sıra gelince, ilk etapta benim ve amirlerimin katılan herkese ayrı ayrı selamlarını sundum. İkinci etapta Türkiye’nin kurak bölgeleri hakkında kısa bilgi verdim. Son olarak da sunulan tebliğler için teşekkürlerimizi ve bu konularda Türkiye’de de çalışmalarımızı ilerletmeye ve işbirliğine istekli olduğumuzu belirterek bitirdim. Yıl 1994 Milli Parklarda koordina... Devamı

Münafık

2016-05-29 10:00:00

Münafık Münafık Arapça bir sıfat olup, arabozan, hilekâr ikiyüzlü anlamlarındadır. Günümüzde ise münafık; İslam dinine ait bir terim olarak “ Dinî kurallara inanmadığı hâlde inanmış gibi görünen.” anlamındadır. -        İyi de bizi ne ilgilendirir? -        Bana göre, muhatabınızı tanımakta her zaman yarar vardır. -        Peki, münafıkları nasıl tanırız? İslam dinine göre “Münafığın alameti üçtür: 1- Konuştuğu zaman yalan söyler, 2- söz verdiği zaman yerine getirmez, 3- Kendisine güvenildiği zaman ihanet eder”. -        Şimdi münafıkları nasıl tanıyabilirim? -        Önce kendine bak, sen kendini daha iyi bilirsin. Ondan sonrası çok kolay.     Devamı

SAĞCIMISIN SOLCU MU?

2016-03-20 09:34:00

SAĞCIMISIN SOLCU MU?            Akşam bir televizyon kanalında tartışma konusu olan sağ ve sol kavramlarını bizler 1970’li yıllarda çok tartıştık. Bir sonuca bağlayamayınca da ülkeyi sonunda iç savaş şartlarına getirdik ve Kenan EVREN’e teslim ettik.          Evet, bu konu çetrefillidir ve kesin bir sonuca bağlanamaz. Çünkü ekonomik, sosyolojik ve psikolojik bilimlerin her birisi bakımından sağ ve sol tanımları farklıdır. Dolayısıyla, psiko-sosyo-economicus olan insanların bazı görüşleri sağ tanımına, bazıları ise sol tanımına uyduğundan bir insanı sadece sağcı veya solcu diye tanımlamak mümkün değildir.          Bilindiği üzere, yirminci yüzyılda: ekonomide Marx, psikolojide Freud ve sosyolojide Durkheim önemli isimlerdi ve onların görüşleri yirminci yüzyıl insanlarının politik görüşlerini önemli ölçüde etkilemiştir. İlginç olanı: bu üç önemli bilim adamı da Yahudi asıllıdır.          Diğer ilginç gelen bir husus, televizyon programındaki tartışmacıların çoğu, bu konuyu yetmişli yıllarda zaten tartışıp sonuçlandıramayanlardan seçilmişti ve yine anlaşma sağlayamadan gergin bir vaziyette bitirdiler. Bilmiyorum birkaç genç katılımcı daha olsaydı yararı olur muydu?          Kişinin kendisinin sağcı mı solcu mu, ilerici mi gerici mi, Alevi mi Sünni mi, sarışın mı esmer mi olduğunu bilmesi, bunun için araştırma yapması ve istediği şekilde kendisini tanımlaması şüphesiz önemlidir. Ancak, bu kavramların Türkiye Cumhuriyetini zayıf düşürmek için eskiden beri olduğu gibi günümüzde de kullan... Devamı

AVCILIK VE HAKSIZLIK ÜZERİNE

2015-07-27 14:59:00

AVCILIK VE HAKSIZLIK ÜZERİNE   1977 yılında Yedek Subay Levazım Okulu eğitimimizde Van’dan yeni gelmiş olan yarbay bir hocamız vardı. Bir gün biraz dert yandı o günkü şartlarla ilgili olarak.    “İstanbul’da geçim sıkıntısı çekiyorum, Van’da hiç olmazsa av imkânları vardı”  dedi.   Devam etti;   Bir gün yine av yaparken iki İran askerine rastladım. -     Ne arıyorsunuz buralarda? diye sordum. -         Komutanım burası İran, 15 kilometre sınırdan uzaktasınız dediler.   Başka bir Albay hocamız vardı. Bir gün bir gözü morarmış olarak gelmişti. -         Hayrola komutan, geçmiş olsun, gözünü bir yere mi çarptın? diye sorduk.   Anlattı;    “Sivil kıyafetle arabamı bir yere park ettim. Adamın biri geldi park ücreti istedi. Burasının park yeri olmadığını, kısa bir işimin olduğunu, albay olduğumu ve haraç vermeyeceğimi söyledim. Adam dinlemedi, sonuç böyle oldu. Ama merak etmeyin onun durumu benden daha kötü”.   Gelelim esas konumuza. Bilindiği üzere askeri yasak bölgelerde bazı olumsuz şartlar olsa bile genellikle biyolojik çeşitlilik ve yaban hayatı herkese açık bölgelerden daha iyi korunabilmektedir. Her yerin askeri yasak bölge ilan edilmesi mümkün olmadığı için yaban hayatının korunması ve devamlılığı görevini orman teşkilatları sürdürmektedir. Tabi av meraklılarının ve tüm insanların da belirlenen kurallara uyması önem arz etmektedir.   Yaban hayatının bilimsel esaslara göre ve yeterli imkânlarla korunabilmesi halinde avcı albaylarımızın İran sınırlarını geç... Devamı

ORMAN YANGINLARI-HELİKOPTER, BASIN AHLAKI-BEYANAT

2015-07-16 08:57:00

ORMAN YANGINLARI-HELİKOPTER, BASIN AHLAKI-BEYANAT   Meslek hayatımın ilk aylarında, çalıştığım kereste fabrikasındaki odama tanıdığım bir öğretmen arkadaş geldi. Çay içip sohbet ederken kereste fiyatlarını sordu. Sınıfları ve ebatları itibariyle fiyatlar hakkında bilgi verdim. Fiyatlarda artış olup olmadığını sordu. Bir hafta önce zam yapıldığını söyledim. Peki, artış ne kadar oldu? diye sorunca, birden hocanın aynı zamanda gazete muhabiri olduğunu hatırladım. —     Hocam, kereste lazım diye fiyat sorduğunu sandım, eğer haber yapmak için soruyorsan biliyorsun memurların demeç verme yetkisi yoktur, dedim. —     Haber yapacağım ama merak etme isim belirtmeyeceğim, dedi ve gitti. Birkaç gün sonra, müdürümüz beni odasına çağırdı. Bir gazete uzattı. Şu haberi oku dedi. Birinci sayfadan okudum. “KERESTE FİYATLARINA YÜZDE 25 ZAM” ve devamı: fabrika mühendisi İrfan REİS’den alınan bilgilere göre; kereste fiyatlarına yüzde 25 zam yapılmış olup, artışlar alıcıları zor durumda bırakmıştır…………… “Bu haber seni zor durumda bırakır, hemen tekzip etmen gerek” dedi müdür. Dilekçemi yazıp mahkemeye gittim. Hâkim kısa sürede tekzip kararını yazdırdı ve gazeteye gönderdik. Bir süre sonra gazetenin 5. sayfasında okunmayacak kadar ince yazılmış tekzip yazısını bulup kesip dosyama koymuştuk. Bu olaydan sonra meslek hayatımda hiçbir muhabire bilgi vermiyor, bilgi isteyenlere de “sizin okulunuzda memurların demeç verme yetkisi yoktur bilgisi size verilmiyor mu?” diyordum. Daha sonraki yıllarda, odamda çalışırken bir bayan girdi. “Falan gazetenin muhabiriyim. Bakanlıktan falanca yetkili, Bakanlığın orman yangınlarıyla mücadele için hel... Devamı

MANİPÜLATİF BİLGİ TOPLUMU

2015-07-01 11:34:00

MANİPÜLATİF BİLGİ TOPLUMU   1960’larda insanlık sanayi toplumundan bilgi toplumuna evirilmeye başlamış, 1970’lerin başında internet kullanımı devreye girmiştir. Dünya bildiğimiz anlamıyla internetle 1991’de tanışmış ve bugünkü durumuna ulaşmıştır. Artık insanların çoğunun bilgi kaynağı internet olmaktadır. Ta baştan beri internetteki bilgilerin güvenirliği tartışma konusu olmuş, ancak daha fazla kaynaktan araştırmak ve karşılaştırmak ve kendi mantığımızla değerlendirmek çözüm yolu olabilmiştir. Bugünün toplumlarında bilginin kaynağı olan bilim ve teknoloji, yapısı gereği mekanik bir dünya algısına yol açar. Mekanik bir dünya algısı ve bilgi eksenli dünya tasavvuru, normal bir bilimsel ve teknolojik gelişmenin sonucu olarak düşünülse de, eleştirel kuramlar tarafından toplumları manipüle edici bir karakteri olduğu gerekçesiyle eleştirilir. Bu eleştirilere göre bilgi, kendi mecrasında akmamaktadır. Onun yönlendiricileri vardır. Sosyo-ekonomik ve sosyo-politik kaynaklarca şekillendirilir ve kitle iletişim araçları ile manipüle edilir. Bu yüzden kitle iletişim araçları toplumlarda eşitlik ve demokrasiyi sağlama potansiyeli taşımasına rağmen bunu gerçekleştirememektedir.(Gürcan Şevket AVCIOĞLU)   Artık internetteki bilgilerin güvenilir olup olmadığını bilme imkânı çok daha tartışılır hale gelmiştir. Zira bazı merkezler sürekli olarak doğru veya yanlış bilgiler üreterek piyasaya sürmektedir. İnsanlar ise bu bilgilerden kafasına yatkın olanları alarak tekrar yayılmasına katkı vermektedir. Dolayısıyla internetten alınan bilgilerin yarısı doğru ise diğer yarısı da yalan veya yanlış bilgidir. Ben bu durumu “Manipülatif Bilgi Toplumu” olarak isimlendirmenin doğru olacağını ve artık bu toplum şekline girdiğimizi düş... Devamı

HAKEME GÖZLÜK, HÂKİME TÜRBAN

2015-06-04 10:35:00

HAKEME GÖZLÜK, HÂKİME TÜRBAN               İnsanların dillerinin, dinlerinin, renklerinin, kültürlerinin, hayat tarzlarının farklı olduğunu 18 yaşımda İngiltere’de yaşadığım 3 ay süresinde daha belirgin olarak anlayabilmiştim.             Örneğin, sabah kahvaltılarında sütlü gendime çorbası yenilebildiğini, yatarken iç çamaşırlar çıkarıldıktan sonra pijama giyilebileceğini, sokaklarda türbanlı, sarıklı, çarşaflı dolaşılabileceğini ve bu farklılıkların doğal gerçeklikler olduğu bilincine ulaşmıştım. Ancak, o yıllarda mastır yapmak amacıyla bizimle bazı dersleri takip eden, Türk ile evli Amerikalı bir bayanın türbanı çoğunluğun dikkatini çekiyordu.             Sanırım 1971 yılıydı, bu konularda Türkiye’de sorunlar olduğunu yeniden fark etmiştim. Ankara İlahiyat Fakültesinin önündeki orta kaldırımda bir grup bayan oturma eylemi yapıyordu. Sebebi başörtüsü ile fakülteye alınmayışları imiş.             Daha sonraki yıllarda, koca koca adamlar tarafından türban Türkiye’nin en önemli sorunlarının başına konuldu.             1986 yılında Oxford’da “kültürler arası diyalog” konulu bir söyleşiye katılmıştım. Yanımdaki boş koltuğa uzun boylu, siyah takım elbiseli, siyah sakallı, beyaz sarıklı, yakışıklı bir adam oturdu. Selamlaştık, biraz konuştuk. Aslen Hindistanlı, Sih dinini mensubu bir profesör olduğunu öğrendim. Anlamını pek bilmemekle birlikte “raja mısın?” diye soracaktım ama konferans başlayınca sormadım. Konuşmacı Hin... Devamı